top of page

R Ü Y A - 2

İki kanatlı kapı,

Kimseye ait değildi.

Ne bana,

Ne geçmişe,

Ne de birinin affına...


Ahşap dediğin,

Sabırla çürürdü.

Yağmur değdiğinde,

Kusardı içinde ne varsa.

Susarak çürürdü,

Konuşsa dağılırdı çünkü.


Kapıdan hızlı geçmek gerekiyordu,

Olabildiğince...

Çünkü durmak,

Beklemek artık bir seçenek değildi.

İnsan,

Beklediği eşiklerin kölesidir demişti biri.


İki kanatlı kapı,

Islak..

Çizgi çizgi,

Sanki yıllardır içinde tutuşan bir öfke,

Dokununca ses verdi.

-Oğlum, dedi

-O kadar iyi niyetlisin ki..


Sonra,

Taş duvarlı bir bahçe çıktı karşıma.

Göz alabildiğince yüksek,

Olabildiğince kibirli.

Dışarıda,

Olup, olabilecek her şeyi

Unutturacak kadar yüksek.

Sanki gökyüzü bile

Buraya mahkum edilmiş gibiydi.


Yağmur,

Özellikle buraya yağmaya çalışıyordu.

Cezalandırır gibi.


Zakkumlar vardı.

Köşe bucak, her yere gelişigüzel ekilmiş,

Zehirli bir sabırla.

-Dokunma! der gibi

Yaseminler vardı.

Geceyi,

Benimle birlikte temize çekmeye çalışanlar.

İyileştiren bir sabırla.

-Dokunsana!

ve lavanta fideleri vardı.

Beklemeyi öğreneli çok olmuş.


İçerideki harabe evin,

Gri pencere denizlikleri

Kir göstermesin diye

Bu renge boyandığı o kadar belliydi ki.

Her gri,

İçinde birşeyi gizlemek içindi.


Bir şarkı duyuluyordu evin içinden,

-Sessizliğimde bir isyan kaldı, diyordu

Mırıldanıyordum,

Durdurdum kendimi,

Söylemeyi bıraktım.

Çünkü bazı şarkılara,

İhanet sayılırdı bu

Sevdiğimiz şarkılar bile

Beklemeyi öğrenmişti.

Biz kimiz ki?


Yalnızlık,

Bu bahçenin duvarlarında bir liman,

Bir bekleme salonuydu

Hiç bir geminin uğramaya cesaret edemediği...


ve gölgem,

Benden önce yürüyordu burada.

Aslında uzun zamandır,

Beklemeyi öğrenemeyen tek şeydi.

Ne zaman,

Bir heves,

Bin heves can atsa içimdeki herşey,

Benden önce ayağa kalkar,

Yürümeyi denerdi o

Ben, ona yetişmek için

Koşar gibiydim.


Sonra başka bir gölge gördüm,

Yakın,

Fazla yakın.

O heyecanlı değildi.

O,

Kimseye ait değildi.

Ne bana,

Ne geçmişe,

Ne de birinin affına...


Bakınca, duruyordu olduğu yerde,

Buradan çok uzakta,

Soğuk bir şehrin,

Herhangi bir otel odasında,

Benden başkasının ayak izlerini taşıyan,

ve hiç kimsenin ayağına olmayan,

O kağıt terlikler gibi,

Kime ait olduğunu sorguluyordu.


Çıkmak istedim bu saçma uykudan.

Bir şey, sanki sırtıma çıktı o an.

Adını koyamıyordum,

ama yükünü ezberlediğim bir şeydi bu.


Biliyordum,

Artık hiçbir gölgenin saklanmadığı,

İki suskunluk,

ve tek bir beden taşıyordum.

ve Pazar sabahıydı.

İnsanın

Kendini affetmeye en müsait olduğu zaman,

Pazar sabahıdır.

Bu yüzden de hiç kimseye ait değildir.

Ne bana,

Ne geçmişe,

Ne de birinin affına...


Bir önceki gecenin,

Durduğu yerde kaldım.

Zaman durdu.

Islandığı için kül tablasına terk edilmiş bir sigara gibi.

Ruhum, düşündükçe kalp krizi geçirir gibi.

Yürüdüm.

Dursam, sanki herşey üzerime yıkılacakmış gibi.

Ertelenmiş,

Gecikmiş,

Eksik kalmış ne varsa, hepsi

Aynı anda,

Aynı adımda çığlık attılar.

-Bu benim savaşım değildi!


Yağmur,

yağmaya devam ediyordu.

Susarak çürütmeye devam ederek.

İnatla.

Konuşsa dağılırdı her şey.


Çıktım.

İnsan,

En çok geç kaldığı yere aitti.




 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
L A H İ T

Uzakta bir yol ayrımı var. Oldukça uzak. O kadar uzak ki, hemen burada. Yanıbaşımda duruyor. Elimi atsam, 46 yıl. Seslensem 12 ay. Arkamı dönsem çok geride. Gitsem, benden önce gider. Kalsam, zaten be

 
 
  • Whatsapp
  • X
  • Facebook
  • Instagram

© 2025, Her hakkı Kürşad POLAT'a aittir.

bottom of page