K A L I P L A R
- Kürşad Polat
- 15 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
'Anlatacağım şey, zamanın sadece akıp giden bir varlık olmadığı; aynı zamanda kalıplar döken, biçim veren, bazen de insanı kendi sertliğinde çatlatan bir madde olduğu gerçeğidir.'
Zaman, çoğu insanın sandığı gibi nötr değildir. Hiç olmadı. Sessizdir ama tarafsız asla. Kimini besler, kimini törpüler, kimini de içten içe tüketir.
Görünmeyen bir atölye gibi düşünün. O atölyede kalıplar vardır: çocukluk kalıpları, korku kalıpları, umut kalıpları, bekleyiş kalıpları, vazgeçiş kalıpları… İnsan hayatı, bu kalıplara girip çıkmaktan ibaret uzun bir denemedir aslında. Kimileri içinse çok çok kısa...
İlk kalıba doğarken gireriz. Adı konmamış, ölçüsü bilinmeyen bir kalıptır bu. Bedenimiz onun içine dökülür ama ruhumuz henüz sıvıdır. O yüzden çocukluk dediğimiz şey, kalıbın içinde sürekli yer değiştiren bir madde gibidir. Henüz tam sertleşmemiştir. Bir sözle şekli değişir, bir bakışla çatlar, bir suskunlukla içten içe kabarcıklar oluşturur. Çocuklukta yaşanan her şey, ileride içine düşeceğimiz kalıpların provasıdır sanki.
Sonra zaman, kalıpları sıklaştırmaya başlar. Toplum girer devreye. Aile, okul, sokak, mahalle… Her biri kendi ölçüsünü dayatır. '-Böyle olmalısın', '-Şuraya sığmalısın', '-Bunun dışına çıkamazsın.'
İşte o an, hayat sertleşmeye başlar. Kimi insan bu sertliği olgunluk sanır. Oysa bu, hareket edememek, esneyememek, kendine yabancılaşmak pahasına kalıbın kusursuz bir parçası hâline gelmektir. Donmaktır. Alışmak..
Bazılarımız bu kalıpların içine tam oturur. Onlar için hayat nispeten sessiz ilerler. Soru sormazlar, çatlaklardan korkarlar, kalıbın dışını merak etmezler. Uyumlulukları, huzur gibi görünür. Zaman onlara fazla dokunmaz, onlar da zamana fazla dokunmazlar. İz bırakmazlar ama yara da almazlar.
Bazılarımız ise sığmaz. Omzumuz bir yere takılır, düşüncemiz taşar, kalbimizde fazlalık ve sanki farklı bir ruhumuz daha var gibi hisederiz. Kalıp bize dardır..
İşte o an başlar asıl mücadele. İnsan ya kendini törpüler ya da kalıbı. Çoğu insan kendini törpülemeyi seçer; çünkü kalıpla uğraşmak cesaret ister. Kendini törpüleyenler zamanla sessizleşir, hayallerini küçültür, beklentilerini azaltır. '-Böylesi daha gerçekçi' derler. İnandırmaya çalışırlar, kendilerini.
Az sayıda insan da vardır ki kalıba itiraz eder. '-Ben buraya ait değilim' der. Bu cümle, insanın kendi hayatında kurabileceği en tehlikeli cümledir.
Çünkü bu cümleyi kurduğun anda yalnızlık başlar. Kalıp, itiraz edeni sevmez. Toplum, kalıba uymayanı dışlar. Zaman bile bazen intikam alır gibi davranır; geciktirir, sınar, yorar. İşte bu yüzden irade dediğimiz şey, romantik bir kavram değil; ağır bir yüktür. Hem de çok ağır!
İrade, kalıbın sertliğine rağmen içindeki şekli korumaya çalışmaktır. Bazen kanayarak, bazen kırılarak, bazen de her şeyden vazgeçmiş gibi yaparak… Ama vazgeçmez.
İşte tam da bu yüzden, kalıbın izin verdiği kadar değil, direndiğimiz kadar yaşarız.
Bazen bir cümleyle, bazen bir susuşla, bazen de sadece giderek...
Kalıplar ve Hayatlar..
Direnen her zaman mutlu olmaz; ama kaybeden kesinlikle eksik kalır.
ve yıllarca içinde kaldığımız kalıp, bir gün dayanılmaz hâle gelir. İnsan geç de olsa kırar onu.
Sonunda herkes bir yerde toparlanır. Kimisi kırık dökük bir şekilde, kimisi pürüzsüz ama içi boş. Hayat sonuç üretir; ama bu sonuç, her zaman dışarıdan göründüğü gibi değildir. Bazen en büyük başarı, kalıbın içinde kaybolmamış olmaktır. Bazen en büyük yenilgi, kimse fark etmeden kendinden vazgeçmek..
....ve geriye dönüp baktığımızda anlarız ki; Bizim hikâyemiz, hangi kalıba dönüştüğümüzle değil; o kalıpta ne kadar kendimiz kalabildiğimizle ilgilidir.
'Bu yazı, bir yere sığmak için değil; bir yerden taşmak için yazıldı.'
Huzur Kafe
2025 Aralık'15
